Whirlight – No Time To Trip – İnceleme

Bir zamanlar point and click adventure türünü öldürmek pek bir modaydı. Birkaç ayda bir türün helvası yenirdi, ağıtlar yakılır, eskiler yad edilirdi. Sonra bir de görüldü ki türün öldüğü falan yok. Tamam artık LucasArts olmayabilir, Sierra olmayabilir, bir Pendulo Studios olmayabilir. Ama sahneye yeni yeni isimler çıkıyor ve onlara şans vermediğiniz takdirde geçmişe saplanıp kalmak dışında bir şey yapamaz, hatta arada gerçekten çok iyi işleri de ıskalamış olursunuz.
Mesela bu yazı karşınıza çıkana kadar Whirlight – No Time to Trip ismini duymuş muydunuz? Eğer cevabınız hayırsa sizi bu yanlıştan döndürmek için buradayım.

Whirlight – No Time to Trip, imaginarylab’ın ikinci oyunu. İlk oyunları olan Willy Morgan and the Curse of Bone Town da çok tatlı bir adventure oyunuydu ve bu ekibin iyi işler çıkaracağının bir işaretiydi. Whirlight için Willy Morgan’dan iyi veya kötü demek istemiyorum, sonuçta içerikleri çok farklı. Ama imaginarylab’ın doğru yolda olduğunu söylesem yeterli olur herhalde.
Ben uçuk kaçık adventure oyunlarını seviyorum. Yani her şeyin illa bir mantık çerçevesi içinde ilerlemesi gerekmiyor benim oyundan keyif almam için. Whirlight da son zamanlarda oynadığım en absürt içerikli adventure’lardan biri. Daha oyunun başında kendimizi Dali tablolarından çıkmış objelerle karşılaştığımız, parlayan dev mantarlar,, devasa bir kum saati, deniz kabuğu, açılmamış fasulye konservesi vs ile dolu bir ortamda buluyoruz. N’oluyoruz demeye kalmadan gerçek dünyaya dönüyoruz ve baş kahramanımız, tuhaf icatlarıyla ünlü profesör Hector bir anda rüyasında gördüklerinden yola çıkarak yeni icadını nasıl tamamlayacağını keşfediyor. Bunun için bazı şeylere ihtiyaç var ve bunları bulabileceğimiz yer de Verice Bay kasabası. Tabii işler hiç de umduğu gibi gitmiyor, gitse şaşardım. İlk bölümü bitirdiğimizde Hector icadı sayesinde zamanı ve mekanı bükmüş oluyor ve bu sayede Margaret ile tanışıyor. Oyunun kalan kısmı da ikilinin uzayda ve zamanda yolculuklar yaparak dünyayı kurtarma çabalarına odaklanıyor.


Whirlight – No Time to Trip oynanış bakımından çok derli toplu, türü sevenlerin kendini evinde hissedeceği tarzda bir oyun. Birbirinden renkli ve detaylı mekanlarla dolu, etkileşim kurabileceğimiz çok sayıda karakter ve çoğunun da kendi hikayeleri var. Tüm bunlar bol mizah yüklü diyaloglar ile birleştirildiğinden sofradan karnınız doymuş ve mutlu olarak kalkıyorsunuz.
Tabii bu türün en önemli öğesi bulmacalar ve Whirlight bu bakımdan benim gibi uçuk kaçığı sevenlere hitap ediyor biraz. Yaptığımız şeyler, çözmemiz gereken bulmacalar ve tamamlamamız gereken görevler çoğunlukla mantıktan ziyade yaratıcı düşünce gerektiriyor, hatta bazılarının sürreale kaydığını bile söyleyebilirim. Bu bakımdan buna alışkın olmayan yeni oyunculara tuhaf biçimde zor gelebilir. Ancak oyunun neredeyse hiçbir noktasında “ne yapacağım ben şimdi?” sorusunu sormuyorsunuz. Ne yapacağınızı hep biliyor oluyorsunuz, nasıl yapacağınızı da tahmin ediyorsunuz, noktaları birleştirme kısmında ise bazen biraz farklı perspektiften düşünmeniz gerekiyor. Zaten Hector’un not defteri de size o andaki hedeflerinizi hatırlatıyor, ama oyunda bunun dışında hiçbir tüyo, ipucu veya yardım sistemi yok. Bulmaca çözümleri büyük ölçüde envanter odaklı; yani eşyalar birleştirerek veya ekrandaki eşyalar üzerinde kullanarak çözüyoruz. Dikkat gerektiren bulmacalar ise (özellikle etçil bitki bulmacasına bayıldım) müthiş başarılı.
Üç dört yerde benim de ciddi biçimde takıldığım, oyunu bırakıp “üzerine uyuduğum” oldu. Ama oyunu bir sonraki açışımda hep gözümden kaçan o detayları her seferinde fark ettim ve “çözüm gözümün önündeymiş” diye düşünüp ilerleyebildim. Adventure oyunlarını çıkış öncesi oynayıp incelemenin böyle bir handikapı var hoş, bir yerde takıldığınızda sorun sizde mi, yoksa oynadığınız buildde bir hata, gözden kaçmış eşya vs var mı bilemiyorsunuz 🙂


Whirlight’ın özellikle iki yanını çok sevdim. Birincisi iki karakterle oynuyor olmak, hatta oyunun bir noktasından itibaren iki karakteri aynı anda kullanmak (envanterler ortak değil, birinin ihtiyacı olduğunu düşündüğünüz şeyi ona vermeniz gerekiyor). Bu bakımdan hastası olduğum Day of the Tentacle hissi aldım biraz. Bu hissi kuvvetlendiren bir diğer şey ve oyunun sevdiğim ikinci yanı ise zaman yolculuğu olayı. Oyunun ileriki bölümlerinden birinde anlık olarak zamanın farklı noktalarına ve mekanlara gidebilmeye başlıyoruz. Gelecekteki bir bulmacayı çözmek için geçmişte bir şeyler yapmamız gereken kısımlar var. Bu da bir diğer Day of the Tentacle benzerliğiydi benim için. Bu tür bulmacalara bayıldığım için de oynamaktan büyük keyif aldım.
Oyun grafiksel olarak da çok hoş, özellikle oyunun geçtiği dünya çok detaylı. Sonradan jenerik ekranını seyrederseniz göreceğiniz üzere kullanılan objelerin çoğunun 3D modelleri açık kaynaklı olarak alınmış, ama bunları birleştirerek çok tatlı bir iş çıkarmışlar ortaya. Karakter tasarımlarından bazıları çok güzelken, bazıları eh işte dedirtti. Belki orada da biraz daha özenli olabilirdi imaginarylab. Animasyonları da çok fazla beğenmedim, hele bir karakterle konuşacağımız zaman önce bazen bize kafasını çevirmesi veya farklı bir hareket yapması gibi animasyonları beklemek zorunda olmak zaman kaybı gibi göründü. Buna yine de çok fazla kusur puanı yazacak değilim.


Türün klasiklerini sevenler için oyunda birçok atıf da bulunuyor ama bunlar bazı örneklerde gördüğümüz gibi çoğunlukla kör gözüne parmak şeklinde değil. Syberia atıfları da var, Runaway serisi de, Guybrush’a selam çakılan kısımlar da. Bunlardan bazılarını fark etmek dikkat istiyor ve geliştiricilerin ‘sahte görünmeyen’ bu saygı duruşunu da beğendim açıkçası.
Whirlight ile yaklaşık 15 saat geçirdim. Hiçbir noktasında pöflediğimi veya bitse de gitsek diye düşündüğümü hatırlamıyorum. Sonlara doğru uçukluğu biraz fazla abarttı ama yine de merak duygusunu korumayı başardı. Hele oyunu bitirdikten (ve jenerik sonrasını da izledikten) sonra oyuna tekrar baştan başlayınca, oyunun en başındaki sekans da farklı bir anlam kazanmış oldu. Kısacası ben bu oyunu öneririm arkadaş.








